Kabatepe-Saroz Körfezi




         31 Mayıs Perşembe
   Sabah saat 05.00 te uyandım. Daha doğrusu uyandırıldım. 5.30 da da yola çıktık. Ben dışarıda bağlı olduğumdan önce ben çıktım. Motorda sıkıntı yok. Gayet güzel gidiyor. Balıkçı nın akşamdan yaptığı uyarıya dikkat ederek, iskele fenerinin dibinden sancağa dönerek açığa doğru ilerledim. Ve EGE.
    Balıkçıların balık yatağı olarak belirledikleri bir yer var. Hemen hepsi kolyoz için oraya gidiyorlar. Biraz önümde giden balıkçı teknesini takip ettikten sonra, sancağa dümen kırdım. Rüzgâr yok. Çaparimi hazırladım balık tutmayı deneyeceğim. Balık tutmak aslında çok zor, ihtimam, tecrübe ve sabır gerektiren bir iş. Ben bu gerekliliklerden hiç birini uhdemde bulundurmadığım için benim attığım oltaya intihar edecek balıklar geliyor sadece. 1 istavrit, 1 izmarit ve bir de tırakonya hepsi bu. Aslında trakonyadan güzel balık çorbası oluyormuş.
   Devekuşu Marmara nın kirli sularından sonra altındaki pırıl pırıl suyla oynaşıyor. Dipteki kayalar, yosunlar, kum birer birer seçiliyor. Saat 8.30 gibi rüzgâr batıdan esmeye başladı.  Tramola larla Kabatepe limanının önündeki koya ulaşmaya çalışıyorum.





   Kabatepe limanının sancak feneri göründü. Hava da bu arada kaldı. Hava kaldı ama dalgalar büyüdü. Gene Hidea ya müracaat ettim. Kabatepe limanına girdiğimde; iskelemde balıkçı teknelerine ayrılmış bir yer, sancağımda Gökçeada feribotlarının yanaştığı bir iskele, pruvamda iki hurda Rus yelkenlisi ve birde batık yelkenli nin yanına yanaşmış özel tekneler var.





    Hurda Rus teknesini gözüme kestirdim. Bu tekneleri üç sene önce karadan gezmek için geldiğimde de burada görmüştüm. Bunlar insan kaçakçılı yaparken yakalanan ve buraya çekilerek mahkemelerinin bitmesini bekleyen tekneler.  Motoru boşa aldığımda stop etti. Tekrar çalıştırarak değişik bir açıdan hurda yelkenliye iskele tarafımdan aborda olarak elimle tutunup kısa bir halatla geçici olarak bağladım.  Bu arada arkamda kalan ve rıhtıma baştankara bağlanmış olan bir teknenin sahibi gelerek baş ipini aldı ve bağladı.

    Motorun stop etmesine kesinlikle Tekirdağ da mavi bidonla aldığım benzin neden oldu. Benzin de değil aslında mavi bidonda olan ve benim tamamen temizleyemediğim içinde kalan pislik.
    Damla Marin i telefonla arayarak yardım istedim. Damla marin (Hidea) teknik servisten Hakan Bey neler yapabileceğimi anlattı. O nun yönlendirmesine göre karbüratörün kapağını açarak olabildiğince yani becerebildiğim kadarıyla temizledim. Kapatırken üç vidadan birini denize düşürdüm. Buyurun cenaze namazına derler ya işte öyle bir şey. Motorun rölantisini de biraz yükselttim, motor çalışıyor stop ta etmiyor. Karbüratörün üzerini yelken tamir bandıyla yapıştırdım ki olmayan vida boşluğundan hava almasın. Şimdi motorun da benim gibi bir vidası eksik. Eşitlendik. Notlarıma dayanarak yaptığım hesaplamaya göre Tekirdağ dan bu yana motoru 11 saat kullanmışım. Bu notları motorun bakım zamanını kaçırmamak için ayrıca tutuyorum.





   Kıyıda bir çay bahçesi var. Kabatepe den Gökçeada ya gidecek yolcular feribot beklerken burada istirahat ediyorlar. Lap top ve telefonumu şarj edip bir şeyler içmek için çay bahçesine gittiğimde, yıllardır oraya gelip çadır kuran karayollarından emekli bir bey ile tanıştım. Bu sefer karavan ile gelmiş. Her yaz iki ay Saroz da kalıyormuş. Karavan çok hoşuma gitti. Bir karavan edinip karadan da gezebilmeyi aklımdan geçirdim.
    Aynı zamanda balıkçı dostlarla da tanıştık. Rotamı söylediğimde Saroz körfezi nin özellikle bu mevsimde çok farklı denizler kaldırdığını söylediler. Güneyli ye kadar yaklaşık 35 deniz mili yol var. Arada birçok koy olması beni umutlandırıyordu ama balıkçı dostlar bazen büyük teknelerle bile o koylarda barınamadığını, bu bölgede hava lodos eserken aniden poyraza çok geçmeden de başka bir yöne dirise edebileceğini anlattılar. Motorun da durumu pek iç açıcı değil. Saroz körfezi geçişini ertelemek zorunda kaldım.
 






   Yarın sabah Çanakkale boğazını geçerek Avrupa kıtasının kıyılarından Asya kıtası kıyılarına geçmeyi düşünüyorum. Bu geçiş geziyi planladığımdan beri beni ürküten bir geçiş. Balıkçı dostlar erken çıkarsam çok rahat geçebileceğimi söylediler. Hava durumuna da baktım. Rüzgâr yarın saat 15.00 e kadar çok az.






0 yorum:

Seddülbahir

                                                                 Kilitbahir



   Saat 10.00 civarı Eceabat tan ayrıldım. Önümdeki ilk uğrak yeri olabilecek Kilitbahir e 15 dakika sonra vardım.  Gelibolu da yaşadığım feribot iskelesi sıkıntısından sonra aynını da burada yaşamak istemedim ve Seddülbahir e devam ettim.
 

                                            Kilitbahir kale be barınak girişi

   Biraz ileride pruvamda bir balıkçı teknesi var, sanki üstüme geliyor. Daha sonrada sancağımdan geçmek ister gibi dümen kırıyor. Ne yapacağını anlamaya çalışırken olduğu yerde dönerek çapari yaptığını fark ettim. Balıkçı teknesine çok yaklaşmamak içim biraz gemi yoluna doğru çıktım. 




Bu coğrafya da bu ülke için hayatlarını veren şehitlerimizin ruhlarına dua ederek Kilitbahir i geçtim. Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.
 







                                                                           Abide


Denizin üzeri çarşaf gibi.  Hâlbuki Çanakkale boğaz geçişi benim en ürktüğüm yerlerden biri idi. Arkamdan gelen bir Ro-Ro gemisi yanımdan geçtikten sonra geminin azametiyle doğru orantılı olan dümen suyu dalgaları, devekuşu nun kafasını bir yukarı bir aşağıya sallamasına yetti. Gelen dalgaları daha kolay geçmek düşüncesiyle,  kıyıya yaklaşmıştım. Bu arada kıyıdaki ters akıntıyı hesaplamadığımdan hızla ilerleyen Devekuşu sanki arkadan çekiyorlarmış gibi ağırlaştı.
   Seddülbahir yönünden bir yelkenli motor seyriyle kıyıdan yukarı çıkıyor. Açığında iki kırmızı şey var. Şamandıra sandığım iki adet kırmızı ‘’şey’’ e yaklaştıkça tekne olduklarını, daha da yaklaşınca yangın söndürme tekneleri olduğunu gördüm. Yan yana tam yol yukarı çıkıyorlardı. Tabi onların dümen suyundan çıkan dalgalarda Devekuşu nu etkiledi. Demek ki racon bu diye düşündüm. Büyüksen, güçlü makinen varsa baş git. Diğerleri ne yaparsa yapsın. Kılavuz botları da bunu yapmıyorlar mı?
 Çanakkale şehitlerimiz anısına dikilen abide burnun üzerinden göründü. Biraz daha ilerlediğimde tüm azametiyle abide karşımdaydı. Ve EGE göründü.

   Ege ye çıkmadan önce son barınak olan Seddülbahir e girmek için iki şamandıra arasından geçmek gerek. Kıyıdaki kayalıkları çarşaf gibi denizde kırılan dalgalar sayesinde fark ettim. Hâlbuki morto koyuna girmeyi düşünüyordum. Bilmediğin sularda bu riski alamadım. Yorulmuştum boğazdan aşağı inerken.  İki şamandıra arasından geçerek Seddülbahir barınağına girdim.


                                   Seddülbahir Balıkçı Barınağının uzaktan görünümü


                     Seddülbahirde sığlığı belirleyen fener ve arka planda kıyı emniyetinin binaları



   Çok küçük bir balıkçı barınağı. Karada kıyı korumanın binaları var. Kılavuz botları barınağın girişini iki taraflı işgal etmiş. Köy yukarıda, tüm boğazı ve Ege yi kuşbakışı gören tepede.



                         Seddükbahir Köy kahvesinden barınağın ve devekuşu nun görüntüsü


Barınaktan içeri girip motoru boşa aldığımda motorum stop etti. Sancağımdaki kılavuz botunu kol kuvvetiyle yakalayıp bağlandım. Motoru tekrar çalıştırdım. Çalışıyor. Gaz verdim mesele yok gibi. Bota binerek karaya çıktım. Arkada bağlanmış olan botta bir görevli vardı. Nereye bağlanabileceğim hakkında yardımcı olmasını rica ettim. Karşı tarafta bir boşluk vardı. Oraya bağlanabilirsin dedi. Motoru çalıştırdım. Boşluğa orada bağlı olan kılavuz botunun arkasına sancaktan aborda olmaya çalışıyorum. Motoru tornistana almak için boşa aldığımda motor stop ediyor. Acele ile tekrar çalıştırıp tornistan gitmeye çalıştım ama arkadaki tekneye dokunma noktasındaydım. Hemen boşa alıp kakıç yardımıyla arkamdaki tekneye dokunmaktan kurtuldum. Motorum gene stop etmişti. 14 mil yolu sürekli motorla gelmiştim ama bu kadar mesafede şişme olasılığı yoktu. Ayrıca gaz verdiğimde hiç bir sıkıntı yaşamıyorum. Çok ta güzel gaz yiyor. Kakıç ve kol gücüyle rıhtıma aborda oldum. Ve her zamanki gibi çay krizim tutmuştu.

    Önceki yıllarda karadan geldiğim Seddülbahir i bu sefer denizden gelerek geziyordum. Muhtarlığın yanındaki kahvede oturdum. Aşağıda bağlı Devekuşu nu seyrederek çayımı yudumluyorum. Köyde çay bahçesi işletenler gelen ziyaretçilerin para harcamadığından şikâyetçi. Belediyeler bedava ziyaretçi getirmeye başladığından bu yana diğer turistler pek gelmiyormuş.


                                           Devekuşu  Kılavuz botlarının arasında



Balıkçılar sahil güvenlik ve yunuslardan şikâyetçi. Trolcülere bir şey yapamıyorlar olta balıkçısına yapmadıkları eziyet kalmıyor diyorlar sahil güvenlik için. Trafik polisinden beter oldular diyorlar.


                                                                       Tarihi Kale



Aşağı teknenin yanına inerken, iniş yolunun sağındaki tarihi kaleyi gezdim. Hemen tüm tarihi eserler gibi bu kale de bakımsız ve perişan halde.
    Tekneye indiğimde yanıma bir genç gelerek teknenin benim olup olmadığını sordu. Özür dileyerek onun yerine bağlamış olduğumu, yarın Çanakkale ye gideceğini, birinci sıraya kendi bağlanarak benim ona aborda olmamı önerdi. Ona aborda olmam halinde zaten dar olan girişi iyice daraltmış olacaktım. Ayrıca tam yol gelerek rıhtıma çarpmalarına 2 metre kala tam yol tornistan yapan kılavuz botlarının oluşturduğu dalgalar ikinci sırada duran Devekuşu nu nereye sallardı acaba?
    Genç alkollüydü, elinden geldiğince kibar olmaya çalışıyordu. Endişemi söylediğimde; babasının teknesinin birazdan geleceğini, o teknenin barınağın içine bağlandığını ona Devekuşunu bağlayabileceğimizi ve benim o şekilde daha rahat olacağımı söyledi.



Kılavuz botları öyle hızla girip çıkıyorlar ki; barınaktaki tüm tekneler hareketleniyor. Devekuşu da bu hareketlilik içinde ürkmüş tavuk gibi ne yapacağını şaşırıyor.
   Yaklaşık bir saat sonra gencin (Ercan) babası teknesiyle balıktan geldi. Kolyoz avlıyorlarmış. Devekuşu nu motor çalıştırmadan halatlarla çekerek bulunduğu yerden aldık ve balıkçı teknesine bağladık. Ercan ın ısrarıyla teknesine misafir oldum.
   Ercan ın babası da teknede kalıyormuş. Sabah erken balığa çıkacağını söyledi. Bende beni de uyandırmasını ben de Saroz a Kabatepe ye girmek istediğimi söyledim. Tuttuğu kolyozlardan verdi. Köyden aldığım şarabı da açtım. Yemeğimi yedikten sonra yattım, ama ikide bir giren çıkan kılavuz botları sayesinde uyanıyorum. Şarap ta fayda etmedi.
   Yarın sabah boğazdan çıkmış olacağım. Kabatepe ye oradan da Saroz körfezini gezmeye devam edeceğim.






0 yorum:

Eceabat

                                                          Sallantıların yol açtığı iç hasar



. Buradan itibaren Çanakkale boğazını geçene kadar motorla gitmek gerekiyor.
    Saat 11.00 olmuştu. Hemen bulunduğum yerden çıkarak karşıda görünen burna rota tuttum. Burnu geçince hava sertlemeye başladı. Gene bir maceraya girmek üzereyim diye aklımdan geçti. Nedense hep iki burun arasında hava sertliyor.

                                                  Boğazın en dar yei ve inip çıkan gemiler



Gökyüzündeki bulutları gördükçe de aklıma Şarköy Gelibolu arası geliyor ve vazgeçiyorum. Evet, macera ama bu kadar da göz göre göre değil.





   Eceabat a varmadan önce Çanakkale boğazının en dar yerini geçmem gerekiyor. Motora çeyrek yol vermeme rağmen akıntının da etkisiyle Devekuşu iyi hız yapıyor. Hızı ölçemiyorum ama hissediyorum. Arkamdan gelerek aşağıya inen gemiler ve karşımdan gelerek Marmara ya çıkan gemilerin oluşturduğu dalgalar Devekuşu nu etkiliyor.

Mümkün olduğunca ortadan gitmeye çalışıyorum. Kıyılarda ters akıntılar olduğunu söylemişti üstatlar. Bu arada hava kararmaya başladı. Bulutlar oluşuyordu. Karşıda Eceabat balıkçı barınağı göründü. Sancak tarafımda güzel bir koy var. Girsem mi diyorum?

                                                  Bu koya birsonraki seferimde gireceğim





                                                       Eceabat Balıkçı Barınağı


Barınağa girdim. Tam karşımdaki boşluğa baştankara iskelemdeki balıkçı teknesindekilerden yardım alarak yanaştım.

    Bağlandıktan sonra sancak tarafımda gördüğüm kahveye çay içmeye gittim. Her bağlanmadan sonra canım müthiş bir şekilde çay çekiyor. Sanki çay krizine giriyorum. Kahveye girdiğimde ‘’selamünaleyküm dedim’’ kimseden ses yok. Herkes yüzüme bir garip şekilde bakıyor. Tekrar yüksek bir tonla ‘’selamünaleyküm’’ Beyler dedim.  Bir iki kişiden yanıt geldi. Galiba buranın insanı böyle. Çayımı içip parasını ödedikten sonra, teknenin içini toparlamak için balıkçı barınağında bağlı duran Devekuşuna döndüm.  İyi ki dönmüşüm. Bulutlar gökyüzünü iyice karartmıştı. Aniden bardaktan boşalırcasına başlayan yağmur rüzgârla birlikte kışı anımsattı.



                     Eceabat Balıkçı barınağında kaporta kapağından dışarı baktığımda ki görüntü


   Beş gündür ayağımdan çıkarmadığım çorapları çıkarıp çöpe attım. Zaten birbiriyle eş değildi. Denizde kıyafet en az ihtiyaç duyulan şeymiş. Ben boşuna bir yığın çamaşır almışım.
  Yanımdaki balıkçı teknesinin motoru gece yarısı çalıştı. Kaportadan kafamı uzatıp dışarı baktığımda hareket ettiğini gördüm. Yağmur hala aynı şiddetiyle yağıyordu. Uyumuşum.

   30. Mayıs Çarşamba
  Sabah uyandığımda yağmur dinmiş, yerini güneşli bir havaya bırakmıştı. Eceabat ın deniz kıyısı dışındaki diğer sokağını da gördükten sonra, feribot iskelesinin diğer tarafındaki, sıra sıra hediyelik eşya satan stand ların karşısındaki camında kartona ‘’wırless’’ yazılmış olan kafeteryaya gittim. Laptop ve telefonumu şarj a koyduktan sonra çayımı içerek kendime gelmeye çalışıyorum. Bu arda hava durumunu kontrol ettim. Saat 15.00 e kadar rüzgâr yok, sonrasında ise şiddeti çok az. Deniz yüzeyi de bunu teyit ediyor.
    Kilitbahir hemen birkaç mil karşımda, Seddülbahir ise yaklaşık 14 deniz mili mesafede. En kötü Kilitbahir e sığınırım. Benzin depomu doldurup, boşta kalan 2 adet 5 litrelik su bidonumu da benzinle doldurdum. Büyük bir ihtimalle bundan sonra Saroz körfezinde benzinci bulmam zor olacak. Olan akaryakıt istasyonları da barınaklardan çok uzakta olacaktı.


Yarın, Seddülbahir 

0 yorum:

Gelibolu



                             Şarköy den çıktıktan sonra Gelibolu istikametinde ayıbacağı denemesi


27 Mayıs Pazar
   Sabah erken uyandım. Kahvaltımı yaptıktan sonra şu ana kadar yaptığım en uzun seyir’e hazırlanıyorum. Hedef Gelibolu. 5 litrelik bir boş su bidonu alarak benzinciye gittim. Yanımda yedek benzinim olsun ne olur ne olmaz. Yedek benzinimi kamara içine koyduktan sonra yola çıktığımda saat 8.30 olmuştu.
   İlk bir saat motor rölantide yelkenler açık gittim.  Rüzgâr pupadan geliyor ve ben pupa seyrinde zorlanıyorum. Birkaç denemeden sonra ayıbacağı yapmayı becerdim.
   Bolayır hizasına geldiğimde rüzgâr yön değiştirerek doğu dan esmeye başladı. Çanakkale boğazı istikametinde kara bulutlar oluştu. Bulutları görünce can yeleğimi taktım. Kesin farklı bir şeyler olacaktı. Apaz gidiyorum. Kara bulutlar yaklaşıyor ve rüzgâr da şiddetini arttırıyor. Denizin üzerinde köpükler oluşmaya başladı. Kuzucuklar kısa bir zamanda koyun sürüsüne dönüştü. Sancak tarafına doğru, yani kıyıya doğru rahat gidiyorum ancak tramola atıp açığa çıkmaya başladığımda zorlanıyorum. İlerde burnun içinde yazlık evlerin önünde iskeleler var. Burnun kuytusuna varırsam rahatlarım diye aklımdan geçiyor. Olmadı tahta iskeleye bağlar hava kalınca devam ederim. Devekuşu zorlanıyor.
   Motoru çalıştırıp yelkeni indirdim. Motora yol vermeme rağmen devekuşu beklediğim kadar ilerlemiyor. İlk havamı yemiştim. Yelkeni indirmek yaptığım en kötü şeydi bu durumda. Camadan vurmayı bilmiyorum. Camadan için iki ayrı ip yapmıştım oysa. Teknenin başını kıyıdan açığa çevirmek istedim olmadı. 180 derece yerimde döndüm. Bu ikinci defadır oluyordu. Tekirdağ da da balıkçı barınağına sığındığım gün aynı şeyi yaşamıştım. Yazlıkların önündeki iskelelerden birine bağlanmaya karar verdim. Havanın sakinleşmesini burada beklemeyi düşünüyorum. İskelenin yanına geldiğimde dalganın şiddetiyle bordamı tahta iskeleye ve salmamı da aşağıdaki taşlara vurdum. Olmayacak burada barınmayı düşünmek bile hataymış.
  Ana yelkeni açtım. Motor da bir yandan çalışmaya devam ediyor. Burna kadar dar apaz motor ana yelken çıktım. Bir yandan da korkuyorum. Kalp atışlarımı hissediyorum. Burna kadar bu şekilde çıktım. Hamzakoy burnu veya bir öncekiydi. Hamzakoy a ulaşabilsem kurtulmuş olacağım. Askeri bölge falan dinlemeden gireceğim. Burnu dönünce biraz sancağa kırdım. Rüzgâr apaz geliyor. Ama şiddetli kaç knot bilemiyorum ama kuzucuklardan anladığım kadarıyla 5 bofor var.
  Rüzgârı apazdan almam sadece ana yelken ve motorla giden devekuşunu rahatlattı. Motoru stop edip kaldırdım. Floku da açtım. Bunları yapmak için ayağa kalkmam gerekiyor bu esnada da dümeni bırakmak zorunda kalıyorum. Bagaj lastiği ile dümeni sabitleyerek, ana yelken ıskotasını da boşlayarak devekuşu nun hızını ve yatmasını biraz olsun azalttım. Flok u da açıp ana yalken ıskotasını biraz kasınca Devekuşu adeta koşmaya başladı. Ana yelken ıskotasını biraz kastığımda; Devekuşu salmasını neredeyse görebileceğim kadar sancak tarafına yatıyor. Becerebildiğim kadar trapeze çıkıyorum. Rüzgâr hızı koyun içinden daha fazla ama zevk alıyorum yan yatmasından. Bu arada başta patlayan dalgaların serpintileri kamara üstünden suratıma çarpıyor. Deniz suyunun tuzlu tadını dudaklarımda alıyorum.
   Arkamdan bir balıkçı motorunun sesi geliyor. Motorun sesinden tam yol geldiğini sanıyorum. Dönüp bakmaya cesaret edemiyorum. Tüm dikkatim dümen ve ana yelken ıskotasında. Hamzakoy burnuna geldiğimde yanıma yaklaştı. Balıkçı teknesindeki iki kişi Devekuşuna bakıyorlar. Tahminim Devekuşu nun o hızı sadece yelkenle yapıp yapmadığı arada motor takviyesi olup olmadığını merakları motoru askıda gördüklerine giderilmiş oldu.
  Buraya gelene kadar yağmur hafifçe çiseyerek, kara bulutlar arkama Gelibolu yarımadasının Keşan tarafına doğru ilerledi. Hava kaçağı denen şey buydu demek ki.
   Hamza koy burnunu geçince biraz daha rahatladım. Rüzgâr biraz olsun azalmıştı. Belki de koyu ve iskeleyi görünce duyulan bir psikolojik rahatlamaydı. Askeri bölge olmasından dolayı girmeye tereddüt ettim. Az önce hiç böyle düşünmüyordum. Askeri bölge de olsa gireceğim diyordum. Gelibolu karşımdaydı.
   Flok yelkenimi kapattım. Ana yelkenle devam ediyorum. Keşke ilk sıkıntıyı yaşadığımda bunu yapmış olsaydım. Camadan sistemini daha kolay bir mekanizmayla çalışır hale getirmem lazım.
   Gelibolu ile Hamza koy arasında bir yürüyüş yolu var. Fenerden başlayıp Gelibolu eski tersane ye kadar devam ediyor. Yolun sonunda ki limanda feribotlar ve kılavuz botları cirit atıyor. Onların çıkardığı dalgalar küçük teknelerin hareketine olumsuz etki yapıyor. Motorumu tekrar çalıştırdım.

Feribot iskelesini geçerek sancağımdaki rıhtımda bağlanacak yer aradım. Büyük bir yelkenli tekne de aynı yere bağlanabilmek için servis botunu indirmişti. İskelemde bakıma alındığını sandığım iki feribot var. Feribotlarla iskele arasına rıhtımda çay bahçelerinin önünde bulduğum aneleye bağladım. Her feribot girişinde oluşan dalgalar neredeyse Devekuşu nu rıhtıma çıkaracak. Usturmaça falan para etmiyor. Bu iş burada olmayacak.




                                          Gelibolu  Kaleiçindeki barınakta


   İçeride kalenin önünde bir liman olduğunu hatırlıyorum. Ancak alçak bir köprünün altından geçilerek oraya girildiği kalmış aklımda. Demek ki dersimi iyi çalışmamışım. Rıhtımdan geçen biri iç limana gitmemi orasının daha uygun olduğunu söyledi. Direk var nasıl gireceğim diye sordum. İç limandaki direkleri gösterdi. Yorgunluk muydu? Beceriksizlik mi? Telaş mı?
   Can yeleği eğilip kalkarken tekne içinde bir yerlere çarpıyor, kendimi çizgi film kahramanı Ninja kaplumbağa gibi hissediyorum.
   Motoru çalıştırıp, feribot ve kılavuz botlarını kollayarak iç limana geçtim. Hemen her yer dolu. Kıyıdaki restoranın rıhtımına bağlanmamı işaret etti ağlarını hazırlayan bir balıkçı.

   Restoranın arkasındaki rıhtımın yüksekliği en az 2 m. Yüksek ama mecburen bağlandım. Dışarıda dalga yemekten daha iyi. Feribotlar yanaşıp ayrıldıkça, kılavuz botları ralli yaparcasına gidip geldikçe Gelibolu iç limanda dışarıdan farklı olmuyor.
    Rıhtıma konmuş olan beton saksılara tutunarak karaya çıktım. Halatların bağlanma yerlerini değiştirerek en uygun yer ve bağlama açısını yakalamaya çalışıyorum. Devekuşu nun küpeştesi ile rıhtım arasındaki kot farkı 1,5 metre.
   Restoran ın kafeteryasına geçip çayımı içtim. Biraz olsun kendime gelmiştim. Devekuşu nun içi yediği dalgalardan sonra allak bullak olmuştu. Sancak tarafına astığım yiyecek torbam sallantının etkisiyle kenarlara çarpa çarpa lime lime olmuş. Başaltına koyduğum kitapların hepsi yerde. Yavaş yavaş yerleştirmeye çalışıyorum.
  Bağlı bulunduğum Limanın dışındaki iskeleye feribotlar yanaşıp ayrıldıkça ya da artiz kaptanların kullandığı kılavuz botları hareket ettikçe iç liman onların yarattığı dalgalarla karışıyor, Devekuşu korkusundan rıhtıma kaçmak istiyordu.
    İki restoran arasındaki dar geçitten lacivert bir yelkenli girdi. Gezgin korsan flaması çekmiş. Nimet. Kıçtankara biraz ilerime yanaştı. Büyük tekne olmak avantaj mı? Gerçi ben kıçtan takma motor kullandığım için kıçtankara olamıyordum rıhtıma. Nimet in sahibi Habip Bey ve eşi ile tanıştık. Güneye iniyorlarmış.
  Devekuşu nun hali hiç hoşuma gitmiyor. Usturmaçalar liman içi karıştığında işe yaramıyor. Rıhtımla aramda kalan suya bakarken bir şey dikkatimi çekti. Su seviyesinin yaklaşık yarım metre altında bir tuğla genişliğinde çıkıntı var. Dalga salladığı zaman Devekuşunun altı nın vurma olasılığı %90. Usturmaçalarda o kadar aşağıya inemiyor. Tekirdağ da yarışlarda şamandıraları batırmak için kullandığımız kaldırım taşları geldi aklıma. Ucunda bir ipte bağlıydı. Havuzlukta oturakların altından aldığım taşları usturmaçaların altına bağlayarak yandan sarkıttım. Taşın ağırlığıyla çıkıntının köşesine kadar indiler. Şimdi iki usturmaça küpeşte hizasında iki usturmaça da karina hizasında.
   Gece uyumaya çalışıyorum. Sallantılar her feribotta ve her kılavuz botu çıkışında artarak devam ediyor. Arada kalan birkaç dakika sallanmadan duruyorum. Henüz uyumuşum. Bir öksürük sesiyle uyandım. Kaportadan kafamı çıkardığımda iki ayaklı hayvanın birini çiçekliklerin arasından Devekuşu na doğru kustuğunu gördüm. Çiçekliğin içine kusmaya çalışıyor ama biraz kafasını kaldırsa doğru benim üzerime… Vatandaşın Çengelköy patentli olduğu belli. Muhtemelen sarhoş ya da feribotta deniz tutmuş. Bir şey desem mi?? çekip gitti. Kendime bir kahve yaptım sakinleşmek için.
 Saat 2.00 rüzgâr şiddetini arttırıyor. Saat 05.00 te yağmurun sesiyle uyandım. Ben tekne bağlamayı bilmiyorum. Bir yerde hata yapıyorum. Liman içinde bile sallanan bir Devekuşu.

                                             Gelibolu balıkçı barınağı ve kale


28. Mayıs Pazartesi
Sabah saat 06.00. Yağmur yağmaya Devekuşu sallanmaya devam ediyor. Telefonumu şarj etmek ve kahvaltı yapmak için yanı başımdaki restorana gittim. Bir çorba söyledim. Telefonumu şarja takarken elimden düşürdüm ve şarj ucu kırıldı. Elimle desteklediğimde şarj başlıyor elimi çektiğimde kesiliyor. Bir şarj aleti almam lazım. Belediye parkının arkasındaki telefon hastane sinde bulabileceğimi söylediler. Yağmur azaldı. Islansam da gideceğim şarj aleti almaya. Yağmurluğumu giydim. Şapkamı da takarak parkın arkasındaki hastaneye gittim.
   Şarj aleti 5tl. İşlem tamam. Tekrar geri dönerek telefonumu ve laptop umu şarj ettim. Bu arada hava durumuna da baktım. Yarın da hava lodos. En iyi ihtimalle Çarşamba veya Perşembe günü Gelibolu dan çıkıp devam edebilirim. Perşembe günü rüzgâr batı esecek ama zayıf. Eceabat 23 oradan da Seddülbahir 14 deniz mili, 37 deniz mili sonra Marmara bitecek ve Ege ye çıkmış olacağım.
   Restoran da öğlen sulu yemek çıkıyormuş. İyi haber. Çorba, kabak dolması ve yoğurt yedim. Kaç gündür sulu yemek yememiştim. Tekirdağ da yapılan bölge yarışlarında Çanakkale İÇDAŞ kulübünde yarışan sporculardan birinin dedesi ziyaretime geldi. Emekli öğretmen imiş. Türkiye ve dünyanın tüm sorunlarını tartışarak dünyayı kurtardık 2 saatte.
   Saat 15.00 yağmur aralıklarla yağmaya devam ediyor. Gelibolu ya birçok sefer gelmiş olmama rağmen, liman, kale ve feribot iskelesinden başka bir yerini gezmemiştim. Mürefte de ara sokakları gezmek ve harap olmuş yıkılması için sahiplerinin dua ettiklerini sandığım tarihi binaları fotoğraflamak hoşuma gitmişti. Gelibolu nun da ara sokaklarında kim bilir neler bulabilirdim.
 
 Cem Gür üstat aradı. Gelibolu da bir tekne imalatçısı varmış. Kemal usta. Onun atölyesine gidip görmemi önerdi. Atölyenin nerede olduğunu balıkçılara sordum. Tarife göre Gelibolu çıkışında dereyi geçtikten sonra üzeri teneke kaplı olan yermiş. Tarif edilen yere gidip Kemal ustayı buldum. Oğlu ile beraber çalışıyor ve yenilikleri takip ediyormuş. Tekne fuarlarını kaçırmamaya çalışıyorum dedi. Kemal ustanın atölyesinde tanıştığım bir balıkçı Devekuşu nu farklı bir yere bağlayabileceğimi birazdan iç limana gideceklerini orada buluşmamızı önerdi.



                                                       Gelibolu daki tarihi eserlerden


                                           Sallantıdan kurtulmak içim bağlandığım ikinci yer



    Devekuşu nu bağlı bulunduğu yerden alarak önerilen yere, karşı köşeye balıkçı teknelerinin arasında bulduğum yere taşıdım. Burası belki daha az sallayacak ama en azından rıhtımın altındaki çıkıntıya çarpma riskim yok. Tekirdağ dan aldığım güneş enerjisi ile şarj olan lambayı havuzluğa şarj olması için çıkardım ve fotoğraf makinemi alarak Gelibolu nun ara sokaklarını gezmeye başladım.

   Tekneye döndüğümde Şarj olması için havuzlukta bıraktığım lamba yoktu. Gol bir. Habip Bey ile hava durumunu tartıştık. Perşembe gününden önce çıkılmaz dedik.
 Akşam internetten tanıştığımız ama yüz yüze gelmediğimiz Cumhur Bey ve eşi ziyarete geldiler. Cumhur bey kendi icatlarını yapan bir mucit.
  Bu gece sallantı daha az.

29. Mayıs Salı
   Sabah Gelibolu su sporları kulübüne gittim. Gelibolu feribotlarının yan tarafındaki yürüyüş yolundan ilerlediğinizde dereye gelmeden karşınızda. Adeta terk edilmiş gibi. Her tarafı ot kaplamış, tel örgülerin içinde bir iki tane optimist ve dökük bir lazer duruyor. Asıl teçhizat kayıkhanede olabilir. İçeride bekçiyi gördüm. Kulüp yöneticisinin Akın Bey olduğunu ve tersaneye gidersem orada bulabileceğimi söyledi.



                                   Gelibolu daki en eski kahvehane (ben söyleyenlerin yalancısıyım)



                                           Gelibolu Feribot iskelesi ve klavuz botları


                                           Tersane sokağındaki beğendiğim tekne kabuğu


Tersane sokağına gittim. Bu sokak feribot iskelesi ile Hamza koy arasında tarihi binaların çevrelediği küçük bir meydan. Karada bakıma alınmış tekneler var. Kenarda duran bir yelkenli çok hoşuma gitti. Meydanın kara tarafında bahçeli bir kahvehane var. Akın beyin oraya gelebileceğini fakat ne zaman geleceği hakkında bir fikirlerinin olmadığını söyledi kahveyi çalıştıranlar. Oturdum, iki çay içtim. Daha sonra tarihi olduklarını sandığım binaların fotoğraflarını çektim.



Yaklaşık 1 saat geçmişti. Kalktım, ana yola çıkarak limana doğru yürümeye başladım. Karşıma her şey 1 TL mağazası çıktı. Traş olmak için aynam yoktu. Bir ayna alarak tekneye geldim. Hava durumunu kontrol ettim. Saat 15.00 e kadar rüzgâr yoktu. Buradan itibaren Çanakkale boğazını geçene kadar motorla gitmek gerekiyor.


                                             Tersane sokağındaki kahvehane

Yarın Eceabat a doğru 

1 yorum:

Şarköy

                                                 Şarköy Balıkçı Barınağı



Saat 15.00 te Hoşköy Balıkçı Barınağından sığlığa dikkat ederek çıktım. Barınaktan çıktıktan sonra sancak tarafında ki burnun önündeki döküntülerden kurtulmak için biraz açıktan geçtikten sonra yelkenimi açtım. Poyraz esiyor. Meteorolojinin tahminlerine göre 7-8 knot esiyor. Mürefte ye kadar geniş apaz geldim. Mürefte yi geçtikten sonra rüzgâr batıya dirise etti. Eriklice ye yaklaşırken karaya biraz daha yaklaşmak için kavança atmam gerekiyordu. Kavança dan sonra rüzgâr üstü tarafa hemen geçemedim. Bu nedenle kendimi havuzlukta başıboş vaziyette buldum.
   Şarköy mendireği uzaktan görünüyor. Kıyıda rüzgâr sörfü yapan birkaç sörfçü var. Sörf yelkenden çok daha hızlı. Yani benim yaptığım yelkenden demek istiyorum. Mendireği geçtikten sonra motoru çalıştırıp yelkenlerimi indirdim. Flok tereyağı gibi olmuş.
Şarköy Balıkçı Barınağına girdiğimde Sahil güvenlik botunun önünde boş bir yer gösterdiler. Ortaya daha büyük tekneleri alıyorlar sanıyorum. Benden para çıkmayacağını anladılar belki de. Dışarı çıkmadığını söyledikleri bir balıkçı teknesine aborda oldum. Aborda olurken özellikle iskeleden aborda olmayı tercih ediyorum. Motor sancak tarafında olduğu için tekneden ayrılırken ve binerken yana yatma daha az oluyor. Bu da bana daha kolay geliyor.




                                            Tekneden burnumu çıkardığımda gördüğüm tekne



   Teknenin içini  düzenleyerek kendime bir kahve yaptım. Daha kahvemden bir yudum almamıştım ki bir düdük sesi duydum. Kafamı kaportadan çıkardığımda Devekuşu nun boyuna göre kıyasladığımda dev gibi bir tekne sahil güvenlik botu ile Devekuşu nun arasında kalan boşluğa yanaşıyor. Devekuşu na vurdu vuracak. Kaptanın yukardan devekuşu nu gördüğünde de emin değilim. Bir an üstüme çıktığını düşününce, düşünmesen daha iyi dedim. Bu tekne Marmara Denizinde su altı etüt leri yapan bir bilimsel ekibi taşıyormuş.

   Karaya, toplanarak rıhtıma bırakılmış olan balık ağlarının arasında bulabildiğim küçük patikamsı boşluklardan geçerek çıktım. Tuvalet arıyorum. Otogarın yanındaki benzinciye gittim. Keşke yedek bir benzin deposu alsaydın diye düşündüm.
   Devekuşuna dönerek laptopu aldım ve kablosuz internet bağlantısı olan bir kafeterya aramaya başladım. Oturduğum kafeterya da bir kampanya yapan gurupla karşılaştım. Şarköy e termik santral yapacakları engellemek için imza kampanyası açmışlar. Bende imza verdim. Umarım bir faydası olur. Biz de geçen sene Uçmakdere için imza toplayıp sayın büyüklerimize yollamıştık. Saat 23.00 e kadar kafeterya da oturup, maillerime baktım, haritadan gideceğim yerleri çalıştım.

    27 Mayıs Pazar
   Sabah erken uyandım. Kahvaltımı yaptıktan sonra şu ana kadar yaptığım en uzun seyir’e hazırlanıyorum. Hedef Gelibolu. 

                                                      Gelibolu yolunda ayıbacağı yelken

0 yorum:

Hoşköy



 Hoşköy Balikçı Barınağı
Yelkenlerimi Uçmakdere den tekrar açarak yönümü Marmara adasına çevirdim. İlk tramolamda sancak tarafıma baktığımda uçmakderenin çınar ağaçlarını uzaktan seyrederek ilerledim.  Gaziköy önlerine geldiğimde hava kaldı. Tık yok.
   Hidea ya müracaat. Hoşköy barınağına girerken barınaktan çıkan balıkçılar sığlıklar hakkında uyardılar. Barınağa girerken iskele fenerine yakın gitmek gerekiyor. Küçük bir pet şişeyi uyarı için sığlığa bağlamışlar ama o pet şişeyi gördüğünüzde ( tabii ki görebilirseniz) kuma oturmuş olursunuz.
 Girişte tam karşıma gelen barınak çay ocağının önüne bağlandım. Tekneden çıktım daha çay ocağına girmeden hava patladı. Toz ve naylon poşetler tavada uçuşuyor. İyi ki Gaziköy önünde hava beklememişim, yoksa şu anda dışarıda olacaktım. Bu mevsimde rüzgârlar oturmamış. Nereden eseceği belli olmuyor.

  Hoşköy, Uçmakdereye geldiğimden bu yana sık  sık gittiğim. Evin inşaatı sırasında çalışmak için eleman bulduğum bir belde. Dolayısıyla yabancılık çekmediğim, tanıdığım yüzlerin çoğunlukta olduğu. Oturup sohbet edebileceğim arkadaşlarımın olduğu bir yer. Kooperatif başkanı Cem çay ocağında oturuyordu. Bağlandığım yeri işaret ederek burası müsait mi diye sordum. Akşam balıktan dönenler in sesinden rahatsız olmazsan bence sıkıntı yok dedi. Ama istersen karşıdaki gır gır teknelerine aborda ol, burası lodosta sallar oraya geçersen daha az sallanırsın dedi.
  Balıkçılar hava kararırken attıkları ağlarını saat 21.00 sularında toplayıp birer birer dönüyorlar. Ağlarına takılan yengeçleri rıhtımdaki betonda kırarak ağlarını temizliyorlar.
  Ağları toplamaya geç kalındığında, yengeçler ağdaki balıkları yiyorlarmış. Ayrıca yunuslar dan çok şikâyetçiler. Yunuslar ağlarını parçalayarak zarar veriyorlarmış.
    Rüzgâr şiddetini arttırınca sarma sistemi tam çalışmadığı için sıkı sarılmayan flok arasına hava alarak şişmeye, ses çıkartarak sallamaya başladı. Rüzgâr rıhtımdaki tozları kaldırıyor, havada uçuşturuyor. Flok mandarını gevşeterek floku aşağı aldım ve teknenin üzerine bağladım.
   Barınaktaki kahveye gittim. Oturup kendime bir çay söyledim. Telefonumun şarjı azalmıştı. Ocaktaki prize taktım. Hafta sonuna kadar buradayım. Zamanımı Faruk ustanın sarma sistemim için yapacağı rulmanlı sistemi bekleyerek geçireceğim. Daha ileriye bu sıkıntıyı çözmeden gitmek istemiyorum.  Hafta sonuna kadar buradayım. Yarın Uçmakdere ye giderek banyomu yapar ve sallanmayan yatakta uyurum. Daha tekende sallanarak uyumaya tam olarak alışamadım. Sabah uyanıp karaya çıktığımda kendimi hala sallanıyor gibi hissediyorum.

23 Mayıs Çarşamba
   Sabah bakkaldan iki yumurta aldım. Bugün kahvaltıda bir değişiklik yapmak istedim. Yumurta haşlayacak kabım yok. Yanıma aldığım bir boş boya kutusuna deniz suyu koyarak haşladım.  Yumurta, domates, zeytin, peynir ve sallama çay. Bugün ki kahvaltım oldukça zengin.
   Minibüsle Hoşköy den Gaziköy e geldim. Oradan da otostopla Uçmakdereye. Evin önünde indiğimde hava bulutluydu. Bahçede özellikle çileklerin olduğu yerdeki otları temizledim. Üst kademedeki güllerin altında olan otları da üstünkörü olsa da temizledim. Akşama sulamayı düşünüyordum, yağmur başladı ve ben sulamadan yağmur tüm bahçeyi sulamış oldu.
   Sabah Hoşköy e döneceğim. Devekuşu ndan fazla ayrı kalamıyorum.

24 Mayıs Perşembe
   Sabah köye çıkarak fırıncının gelmesini bekliyorum. Fırıncı Hoşköy den her sabah 7.30 da gelerek köye ekmek getiriyor ve tekrar Hoşköy e dönüyor. Onu kaçırırsan Hoşköy e otostop dışında ulaşma şansım yok. Hoşköy e geldiğimizde lodos devam ediyordu.
   Devekuşu nun yanına geldiğimde baş makarasının sancak tarafında bir çatlak dikkatimi çekti. Kenara eklediğim çıta açmıştı sanki. Tekirdağ da bir gün demirim taradığında devekuşu başını beton rıhtıma vurmuş. Ben orada olmadığım içinde ne kadar süre devam etti bu rıhtıma kafa atması bilemiyorum. Ondan mıdır yoksa baştankara yanaşırken hızı tam ayarlayamadığım için birkaç sefer sert yanaşmıştım, ondan mıdır bilemiyorum.
   Devekuşu nu şu anda bulunduğu yerden alıp tam karşı tarafa bağlarsam daha rahat olacak ve daha az sallanacak gibi görünüyor.
  Tekirdağ limanda ziftten kirlenen bordaları temizlemek için kahveciden fırça istedim.  Ne mümkün. Ayrıca Hoşköy barınağındaki su da tekneden daha kirli. Olacak gibi değil.
 Özkan Gülkaynak üstadın Mürefte barınağında yaşadığı tatsız olaydan dolayı Mürefte barınağına uğramamaya karar verdim. Kendimce protesto etmiş olacağım. Bu nedenle Mürefte ye karadan gittim.  Gitmişken Uçmakdere de ki evin emlak vergisini de ödedim. Hala kendimi yola çıkmış gibi hissetmiyorum.
   Mürefte nin arka sokaklarını dolaştım. Daha önce neden dolaşmamışım ki. Rumlardan kalma eski binalar yıkılmak üzere. Ara sokaklarda dolaşırken bir şarap imalathanesinin önünden geçtim.  Aker şarap imalathanesi. Eski binayı restore ederek çok şık bir yer yapmışlar. Mesut Bey imalathanenin bir  bölümünü müze haline getirmiş. Gaziköy şaraplarından imal edilen bir beyaz bir de kırmızı şarap hediye etti. Birini Saroz da diğerini de Ayvalıkta içmek üzere başaltına yerleştirdim. Mesut bey de küçük bir tekne ile gezi yapmayı planlıyormuş. Hayallerini gerçekleştirmesini diliyorum.
   Mürefte den minibüse binerek Hoşköy e geldim. Bu gece teknede yatacağım. Devekuşu Hoşköy barınağında çok kişinin dikkatini çekiyor.

   25 Mayıs Cuma
   Bu sabah saat 7.00 de fırıncının ekmek dağıtım arabasıyla Uçmakdereye geldim. Çamaşırlarım kurumuş. Teker teker katlayarak valize yerleştirdim. Daha sonra köye kadar yürüdüm.  Laptopu da yanıma almıştım. Kahvede internete bağlanıp maillerime baktım.
  Daha sonra Faruk ustayı aradım. Benim parçaları hazır etmiş bile. Yarın sabah Barbaros a giderek alacağım. Faruk Ustayla yarın sabah Barbaros balıkçı barınağının kahvesinde buluşacağız.
  Eve geldim ve tüm cihazları; telefon, lap top, şarjlı kafa lambasını şarj ettim. Asıl yolculuk yarından sonra başlayacak. Hazırlıklarım tam olmalı. Eğer yetişebilirsem yarın öğlenden sonra Hoşköy den ayrılır Şarköy’e varabilirim. Hava durumu da müsait görünüyor. Rüzgâr 10-12 knot yağış yok. Tekirdağ- Hoşköy arası yaklaşık 20 deniz mili. Normal şartlarda 1 günde yapılabilecek yol. Ancak ben 1 haftadır hala sadece 20 dm yol geldim.
   Evden; tarhana, zeytinyağı, kızartma için fındık yağı, deterjan, plastik bardak, çatal, kaşık ve ceviz alarak torbama koydum. Bahçedeki çilekler de kızarmıştı. Çilekleri toplayıp bir buzdolabı poşetine koydum.
   Saat 15.00 otostop ya da Tekirdağ dan dönüş yapan Gaziköy dolmuşlarıyla gitmeyi düşünüyorum. Çantamı alıp yola indiğimde yağmur çisemeye başladı. Geçen araçlara işaret ediyorum ama kimse durup almıyor. Gaziköy dolmuşu geldi maalesef dolu, diğer dolmuşun arkada olduğunu onda belki yer bulabileceğimi söyledi. Yağmur şiddetlendi ben yolun kıyısında ahmak gibi ıslanıyorum.
   Boşuna yol kenarında ıslanmaktansa eve çıktım. Nasılsa dolmuşun geldiğini karşıdan görebiliyordum. Tepeden aracın geldiğini gördüğümde yetişecek kadar zamanım var.
  Köyün öğrenci servisi köye doğru çıktı. Dönüşte beni Gaziköy e kadar alma ihtimali yüksek. Tekrar aşağıya yola indim. Minibüs gelmiyor. Eminim köyde oyalanıyor. Bende ıslanmaya devam ediyorum. Uzaktan minibüs göründü. El ettim. Beni aldı ve Gaziköy e kadar geldim.
   Gaziköy e geldiğimde Şarköy yönüne gidecek son aracın saat 18.00 de hareket edeceğini ancak daha gelmediğini söylediler. Kahveye gittim. Osman amca bahçede oturuyordu. Kahvenin işletmesini almış. Biraz eskilerden bahsettik. Ne de olsa o civarda ben de eski sayılırdım. 2006 dan bu yana gelip gidiyordum. Saat 18.00 de minibüs geldi ve Hoşköy e döndüm.
  Çantamı ve getirdiğim malzemeleri tekneye bıraktım. Yarın Barbaros’a gitmek için iki yolum vardı. Şarköy, oradan Tekirdağ ve Barbaros ya da Gaziköy e giderek oradan her sabah aksatmadan Tekirdağ a giden dolmuşlarla. Her ikisinin de parasal yükü aynı. Gaziköy dolmuşlarını işleten Mustafa ya telefon ettim. Sabah 7.30 da hareket edeceğini istersem Hoşköy e gelerek beni alabileceğini söyledi. Eğer 7.30 da orada olmazsam beni almadan gitmemesini söyledim.
   Akşam Balıkçı barınağının kahvesinde sohbet ediyoruz. Devekuşu ile İzmir’e gideceğimi söylediğimde hemen herkes hayret ediyor. Çiftçilik yapanlar domuzlardan balıkçılık yapanlar yunuslardan şikâyetçi. Denizde balık kalmadığını söylüyorlar. Nedeni de trol ve kirlilik. Hemen herkes aynı şeyi söylüyor. Denizleri korumak lazım diyorlar. Pekâlâ, herkes bunun bilincindeyse neden hala denizlerimiz kirli.

26.Mayıs Cumartesi
   Sabah erkenden uyanıp, flok sarma sistemindeki parçaları söktüm. Yanıma birkaç cıvata da alarak fırına gittim. Fırının ekmek dağıtım aracı benim de servis aracım olmuştu.
   7.30 da Gaziköy deydim. Mustafa arabasının yanında Tekirdağ yönüne müşteri bekliyor. Cumartesi olduğu için Tekirdağ a pek giden yok. Dolmuşta sadece iki kişiyiz. Eğer öğlen gibi geri dönecekse beni de Barbaros tan almasını bu neden le arada haberleşmemizi kararlaştırdık Mustafa ile. Barbaros a balıkçı kahvesine geldim. Kahvaltı yapmamıştım. Çay ve poğaça ile kahvaltımı yaptıktan hemen sonra Faruk usta geldi. Hazırladığı parçayı getirmiş.
  Ben kestamit parçanın alt ölçüsünü 16 olarak vermiştim. Ama bendeki parça 17. sıkı sıkıya girer mi diye denedik, çok sert bir malzeme olduğundan maalesef. Bunun için biraz daha aşındırma yapılması gerekiyormuş. Barbaros’tan direk atölyeye gidecek araç yok. Faruk usta bir arkadaşına telefon etti ve motosikletle gelen arkadaşı ve Faruk usta her iki parçayı da alarak gitti.  Motosiklette bana yer olmadığından ben kahvede bekledim.
   Yarım saat sonra geri döndüler. İstediğim parça hazırdı.
   Faruk ustayla vedalaştık. Borcumu sorduğumda olmaz öyle şey diyerek tersler gibi yaptı. Sadece işçilik değil malzeme de kullanmıştı. Teşekkür ettim ve vakit kaybetmeden yola çıktım. Tekirdağ a geldiğimde Mustafa yı aradım ama daha işlerinin bitmediğini saat 13.00 ten sonra gideceğini söyledi. Uçmakdere ve Gaziköy yönüne o saatte başka araç olmadığından Şarköy minibüsü ile Şarköy e geldim. Şarköy de biraz minibüs bekledikten sonra gelen minibüse binerek Hoşköy e geldim.
  Sarma sistemimi yerine monte ettim ve denedim. Harika çalışıyordu. Yelken sistemimdeki en büyük sıkıntı çözülmüştü.  Birazdan Hoşköyden ayrılarak Şarköy e hareket edeceğim.
 








 Tarihi Hoşköy Feneri






0 yorum: