Tekirdağ a Dönüş




Kamyon la Tekirdağ  Yelken Kulubünün bahçesine  girdik. Peşinden vinç te geldi. Kursiyerlerin mini kale top oynadıkları kale direğini ve bir adette oturma bankını kullanarak Devekuşu nu kamyondan indirdik. Altına lastiklerle destek yaptık ama Tekne başı aşağıda duruyor. Bir şekilde bu sıkıntıyı da çözerek onarımları yapıp yola devam etmeyi planlıyorum. Bu arada gelmeden eşimi de arayıp Tekirdağ a gelmelerini  birkaç gün Uçmakdere de kalıp dinlenmeyi düşündüğümü söylemiştim. Onlar da dün bir arkadaşımızın yazlığına geldiler. Bugün işlerim bitince Tekirdağ da buluşup Uçmakdere ye gideceğiz.
   Devekuşu nun bu şeklide durması halinde hiçbir tamiratın yapılamayacağı aşikar. Arkası havada burnu yerde duruyor. En azından tahtadan hazırlanacak bir destek sistemiyle ön tarafı kaldırılabilir. Bu amaçla sanayi ye Hüseyin ustanın yanına gittim. Kardeşi Halil bey de oradaydı. Durumu izah ettim. 5x10 tahtalar alarak 75 er cm den kestik. Bazı parçaları da 40 ar cm den keserek Halil beyin arabasına koyduk. Karşı komşudan bir hidrolik kriko emanet alarak yelken kulubüne vardık. Halil bey ile destek parçalarını hazırladık.
    Beraberimizde getirdiğimiz hidrolik kriko ile Devekuşu nun ön tarafını kaldırmak ve altına hazırladığımız ağaç desteği koymak için krikoyu hazırladım. Kriko ile Devekuşu kalktıkça aynı zamanda da yana doğru kayıyor. Kayma ihtimaline karşı hazırlanan diğer desteği eğik bir şekilde alta yerleştirip, kriko ile kalktıkça dik duruma getirerek bir şekle koyabilmeyi planlıyorum. Önceden destek olsun diye koyduğumuz  hurda kamyon lastiklerini ağaç parçayı yerleştirmek için aşağıdan almak lazım.
   En üsteki lastiği çektim. İkinci lastiği de çekmek için eğildim ve sürüyerek yan tarafa çekmeye çalışırken müthiş bir acıyla yerimde zıplamaya başladım. Lastik dönerek gelmiş ve sağ ayak başparmağımdaki tırnağı etten ayırarak kaldırmıştı. Nasıl ve ne diyerek bağırdım hatırlamıyorum ama karşımdakiler donmuş ve sadece bana bakıyorlardı.
   Tırnağı elimle yokladım, tamamen kopmuş sanırım. Hemen hastaneye gidelim dedikten  sonra , sargı bezi veya kağıt peçete istedim.Hakan hoca bi koşu gidip elinde bir parça peçete ile döndü.
   Halil Bey in arabasıyla Devlet hastanesinin yolunu tuttuk. Yolda Ecz. Caneri aradım . Mesaisi bitmiş eve gidiyormuş. Dön biz acile gidiyoruz diyerek hastaneye gelmesini istedim.
   Tırnağım tamamen kalkmış. Acil serviste müdahale eden hekim önce çekmeden sarmayı ve kendi kendine düşmesini beklemeyi önermesine rağmen muayene ettikten sonra kesinlikle çekilmesi gerektiğine karar verdi. Tırnağımı üç yerden lokal anestezi yaparak çektiler. Çekilen tırnağı  tam çöpe atacaktılar ki atmayın bana verin hatıra olarak saklayacağım dedim. Tırnağımı bir sargı bezine koyarak cebime attım. Hala teknede iple tavana asılı duruyor.
   Daha sonra röntgen çekmemizi söylediler. Röntgene giderek parmakta veya ayakta kırık olup olmadığını anlamak için röntgeni çektirdik. Neticeyi beklerken eşimi aradım. Yelken kulubüne gelmelerini ancak Uçmakdereye gitmeyeceğimizi İstanbula gideceğimizi söyledim. Tabi ki nedenini sordu. Tırnağımı sıkıştırdım dediğimde çok daha büyük bir şey olduğundan şüphelendi.
   Bu esnada röntgen neticemizi aldık ve acildeki hekime götürdük. Bereket kırık , çatlak yokmuş. Reçeteye ağrı kesici ve antibiyotik yazdı. Caner in arkadaşından ilaçlarımızı alarak Yelken kulubüne döndük.






    Denizde antreman yapan sporcularda karaya çıkmıştı. Oldukça kalabalıktık. Herkesin omuz vermesiyle Devekuşunu kaldırarak ikinci kale direğini de teknenin altına yerleştirdik. Artık Devekuşu düz duruyordu. Olan benim tırnağa oldu. Hastanedekiler ve Halil bey fazla sürmez üçbeş günde geçer diyorlar.
    Bu esnada eşim, kızım ve  Nevzat ın arabasıyla yelken kulubüne geldiler. Beni ayağım sarılı seke seke Devekuşunun altını lastikle desteklemeye çalışırken gören eşim tarafından biraz parlatıldım.
   Nevzat arabayla İstanbul a götüreyim diyor. Gerek yok. Otogara gider otobüse bineriz. Nasılsa İstanbul daki evin önüne kadar servis var. Tekirdağ otogarına gittik biletimiz aldık ve İstanbul a doğru  yola koyulduk.


                                                         Tırnak gitti kavga bitti



   Hekimlerin önerisi ilk hafta her gün pansuman yaptırmak. Bu yüzden Uçmakdere ye gitmekten vazgeçmiştim. Lokal anestezinin etkisi her geçen saat azalmaya başladığından ayağımda sızlamaya başladı. Bir varsam da eve yatsam. Dün akşam kamyonda hiç uyumamıştım. Uyumadan ikinci güne devam ediyorum.
   Nihayet İstanbul a ve eve vardık. Hemen yattım çok geçmeden uyumuşum. Arada acı hissederek uyanıyorum ama saate bakmaya korkuyorum.
     19 Temmuz Perşembe
     Sabah saat 10.00 da uyandım. İyiki iki gündür uyumamışım. Belki bu nedenle acıya rağmen uyuyabildim.
   Öğlenden sonra pansuman için dispansere gittim. Sargıyı açarken canım yandı. Ama bu can yanması bir şey değilmiş. Yaranın üzerine baticon u döktüler ki avazım çıktığı kadar bağırmaktan kendimi alamadım.
   Dün üç beş günde geçer diyorlardı. Bugün ise bir iki ay sürer demeye başladılar. Hakikatten bu kadar uzun sürecekse yandım. Benim geziye devam etmem imkansızlaşacak. Maalesef uzun sürdü. İlk ayakkabıyı olgumun düğün töreninde 8 Eylülde giyebildim. Hala bugün tırnak tam olarak yerine gelmedi(23.mart.2013).
  Bu nedenle gezinin Marmara denizi etabı 2013 e kaldı. Tabi bu arada Devekuşunun bazı bakımlarını ve değişikliklerini de yapmam gerekiyor. Yaklaşık 7 aylık sürede devekuşu, Amatör denizcilik, ileriki yıllarda planda olan Akdeniz ve Karadeniz gezileri için ne tür bir tekneye ihtiyacım olduğunu da düşünmek ve planlamak için yeterli zamanım vardı.
  Uzun geçen kış günleri hakkında bazı gelişmeleri de sizlerle paylaşmalıyım. Özellikle nasıl bir tekne olmalı. Bu sürede ne tür çalışmalar yaptım? Ne kararlar aldım? 2013 te ne yapacağız?
 İlk olarak söyleyebileceğim; Devekuşu bu sene kaldığı yerden gezilerine devam edecek. 19 Mayıs 2013  te veya bakımları yetişirse 23. Nisan 2013 te Tekirdağ dan tekrar denize açılacak.

  

0 yorum:

İzmir de Son Günüm




   17 Temmuz Salı
   Sabah 6:30. rüzgâr kuzeydoğudan şiddetli esiyor. Teknenin sallantısına uyandım. Çay ocağında sohbet ediyoruz. Rüzgar şiddetini arttırıyor. Gidip  Devekuşuna baktım.
  Cem liman telefon ederek yaptığı röportajın Yeniasır gazetesinde yayımlandığını söyledi. Sol bacağımdaki sakatlıktan özellikle bahsedilmemesini rica etmiştim. Maalesef gazete bahsetmiş. Neyse karşıdaki markete giderek bir Yeniasır  gazetesi aldım.
  Saat 15:00 e kadar rüzgarın daha da artmamasını diliyorum. Bugün balıkçılar dışarı çıkamadı. Nakliyeci ile konuşarak lastikleri nereden alacağını bildirdim. Lastikleri almaya gittiğinde bana haber verecek, bende vinci çağıracağım. Şimdilik yapacak bir şey yok. Çay bahçesinde oturuyorum. Damla Marin motor bakımının bittiğini saat 17:00 ye kadar motoru bize ulaştıracağını bildirdi.


 




Saat 15.00 de nakliyeci geldi , yaklaşık 15 dakika sonra da vinç. Devekuşu nu bağlı olduğu yerden vinç yardımıyla dışarıya çıkararak kamyona yükledik. Alttan ve yandan lastiklerle destekleyerek bağladık.  Motorun gelmesini bekliyoruz. Saat 17: civarında motor geldi . O nu da kamyona yükledik ve yola çıktık. Kamyonun bize uygun fiyat vermesinin iki nedeni olduğunu öğrendim. Biri Tekirdağ dan tahıl yükleyerek geri dönecek olması diğeri de giderken Teknenin yanında başka parça yükler de alacak olması. Benim için fark etmiyor nasılsa 750 Tl ye Devekuşu nu İzmir den Tekirdağ a götürebilmek çok ekonomik.





                                            
                                        



   İlave yük almak için İzmir de nakliyecilerin borsa sı diyebileceğim bir yere geldik. Çarşının içinde sıra sıra dükkanlar var. Dükkan önlerinde nereye yük olduğunu belirten tabelalar. İlk defa bu tür bir şey gördüğüm için bana oldukça ilginç geldi. İpsala ya bir yük bulundu ve yükü almak için Kemalpaşa ya gittik. Devekuşu nun kamyonun kasasında yan yattığını fark ettik ve forklift yardımıyla düzelterek tekrar bağladık. Diğer yükü de aldık ve yola koyulduk.




   İlk molamızı Menemeni geçtikten sonra vererek akşam yemeğimizi yedik. Kamyon her kasise girdiğinde sanki arkadaki tekneyi tutmaya çalışır gibi koltuğa ve kapı kollarına yapışıyorum.
  Dikili de tekrar çay molası vererek Küçükkuyu ya doğru ilerliyoruz. Dikili Küçükkuyu arasındaki karayolu o kadar kötü ki Devekuşu nun bu yolu hasar almadan bitireceğine inananamıyorum.
   Saat 2:00 de Küçükkuyu da çaylarımızı içtikten sonra kazdağlarını tırmanarak Çanakkale ye doğru ilerliyoruz. Sabah 5:00 te Çardak a vardık. Sabah kahvaltımızı yarım kilogram peynirli börek ile yaptık ve karşıya Gelibolu ya geçmek için feribota bindik.
   Gelibolu dan sonra Keşan ve yükü teslim edeceğimiz Sultan Beldesindeki bakliyat ambalaj tesisine geldiğimizde saat 8:00 olmuştu.
    18 Temmuz Çarşamba
   Yükümüzü teslim ettikten sonra Tekrar Keşan ve oradan da Tekirdağ a yollandık. Tekirdağ a yaklaşırken Devekuşu nu kamyondan indirecek vinç firmasını arayarak geldiğimizi bildirdim.



0 yorum:

Çeşme altı



16 Temmuz Pazartesi
   Sabah kahvaltısında börek ve çay var. Çay ocağının gölgesinde oturuyorum. Bugün, kamyonun yarın saat kaçta geleceği haberini bekliyorum. Ona göre Devekuşu nu sudan almak için vinç çağıracağız.
   Barbaros Bey telefon ederek otomobil lastiği sıkıntısını çözdüğünü haber verdi. Kamyoncunun buraya gelmeden 6 ncı sanayi ye giderek lastikleri alması gerekiyor.
   Mehmet Ada yı nakliyecinin geliş saatini teyit etmek için aradım. Yarın saat 15:00 de gelecekmiş. Bu arada lastikleri de alacak. Yarına kadar yapacak iş kalmadı. Bugün de denizden gelirken gördüğüm Çeşme altı nı gidip karadan göreyim.




    Limanın önünden bir minibüse binerek Çeşmealtı na geldim. Merkeze minibüs ten indikten sonra hemen kıyıda gördüğüm 5 katlı binaya yöneldim. Öğrendiğim kadarıyla kıyıya 5 katlı binayı yapan köy muhtarlığıymış.





   Geri döndüm ve merkeze doğru yürüyorum.Sol tarafımda bir ada var. Askeri bölgeymiş ama özelleştirirlmiş. Adanın içindeki koya marina yapılacakmış. Öğlen hava sıcak sanırım bu nedenle dükkanların çoğu açılmamış.






   Barınağı geçtim. Belediye altyapı çalışması için yolun ortasını kazmış. Kıyıda çaybahçeleri var. Sağ tarafımda bir normal kahvehane gördüm. Girmeye yeltendiğimde kahvenin yanındaki lokanta dikkatimi çekti ve karnımın acıktığını hissettim.
   Lokantanın camında tabldot 5 Tl yazıyor ve kapıda da sevimli bir ahçı duruyor. Lokantanın adı Batum Çorba, Izgara ve Balık yemek salonu. 4 çeşit yemek , su ve yemek sonunda çay ikramı 5 tl nin içinde. Yemek çeşitleri için iki ayrı seçeneğiniz var. Ziya ustanın müşteriye ilgisi muhteşem.






Yemeğimi yedikten sonra kahveye dönerek çayımı içtim. Fotoğraf makinemi elimden düşürdüm ama hala çalışıyor. Öğleden sonra Minibüs ile Gülbahçe merkeze geldim. Dağ adamlarına benziyorum. Bir berber de traş oldum.
   Tekrar barınaktaki çay bahçesindeyim. Galip Bey i aradım ama bulamadım. Vinç işini halletmek kaldı sadece. Bu arada Berk hocayla Tekirdağ da devekuşunu kamyondan nasıl indireceğimizi organize ettik.
   Akşam Galip Bey geldiğinde vinç randevumuzu hallettik. Bir terslik olmaz ise yarın saat 15:00 te Devekuşu nu karaya alıp kamyona yükleyeceğiz.



                                   Trol ağlarından çıkan malzemeler. Ayan beyan rıhımda.

0 yorum:

SIĞACIK


15 Temmuz Pazar
   Sabah 6:00 güneşin yakmaya başlamasına en az iki saatim var. Yolun karşısına geçerek marketten kahvaltı için börek alıp çay ocağında kahvaltımı yaptım.
   Bugün niyetim Sığacığa gitmek ve Cem Gür abi yle buluşmak. Güzelbahçe yönüne yürüyerek sığacık dolmuşlarının döndüğü trafik ışıklarındaki otobüs durağına vardım.
    Durakta bekleyen bir ESHOT görevlisine Seferihisar dolmuşlarının bu duraktan geçip geçmediğini sordum. O da Seferihisar a gidecekmiş. Sığacığa gidebilmek için önce Seferihisar a gitmek gerekiyor . Seferihisar dan tekrar başka bir minibüsle sığacığa gidiliyor. Saferihisar a gdecek belediye otobüsünün birazdan geleceğini söyledi. O esnada gelen Seferihisar dolmuşu dolu olduğundan ben de otobüsü bekledim. Daha önce aldığım Kentkart ta iki kontör vardı bu da benim Seferihisar a gitmeme yetiyordu. Otobüs yaklaşık bir saat sonra Seferihisar merkezine gelmişti. Salyangoz amblemi kullanan belde. Sakin şehir. 

                                                      
   Seferihisar da bir saat kadar oyalanıp etrafa bakındıktan sonra Sığacık minibüslerine bindim. Sığacık meydanında indiğimde Cem abi beni bekliyordu.








   Uzunca bir sığacık turu yaptık. Denize girilecek koylar bile özelleştirilmiş. Denize girmek için 20 Tl vermek zorundasınız . karşılığında size bir şemsiye veriyorlar. Şemsiye alsanız da almasanız da 20 Tl vermeden denize girme şansınız yok.
   Çam ağaçlarının altıda körfezi kuşbakışı gören piknik alanına gittik. Sabah kahvelerimiz içerken her zamanki gibi sohbetimizin konusu tekneler ve deniz.

 








   Öğlen saati yaklaşıyor ve güneş yakıyor. Cem abinin dostu olan ve kendi teknelerini yapan Necdet beylere uğradık. Bir motorlu ve bir yelkenli tekne bahçede yan yana duruyor. Yelkenli yarın suya atılacak ve son hazırlıklar yapılıyor.
   Cem ab inin hala elektirik ve suyu bağlanamayan evine geldiğimizde  dışarısı kaynamaya başlamıştı.
     Telefonum çaldı. Daha önce aynı şirkette bereber çalıştığımız Nida Hanım. Şaşırdım. İzmir e bir dostlarının düğün töreni için gelmişler ve şu anda Güzelbahçe de Devekuşu nun yanındaymışlar. Sığacıkta olduğuma üzüldüm. Tesadüf ki aslında onlar da sığacık marinadaki bir arkadaşlarını ziyarete  geleceklermiş. Sığacık ta İstanbul da buluşamadığım bir arkadaşıma buluşmak başka bir duygu. Saat 16:00 da Teos Marina da buluştuk. Uzun zamandır görüşmemiştik. 










    Daha sonra sığacık kalesini ve semt pazarını gezdikten sonra minibüsle önce Seferihisar a oradan da Güzelbahçe ye geldim. Bir gün daha geçmişti. Salı günü kamyon gelecek ve Devekuşu ile beraber karadan Tekirdağ a döneceğim. Kamyon üzerinde devekuşu nu hasarsız götürebilmek için otomobil lastiklerine ihtiyacım var.
    Güzelbahçe Balıkçı barınağında rıhtımda duran trolcülerin ağlarından çıkmış olan hurda otomobil lastiklerinden birkaçını alarak çekiçle üzerlerindeki midyeleri temizledim. Bu lastikleri kenara koyarak hazır ettim ama daha çok lastiğe ihtiyacım var.
   Gece saat 22:00 ve tekenin içindeki sıcaklık 30 ‘C.

0 yorum:

ILDIRI




     Urla dan Ildır a minibüsler yarım saatte bir geçiyor. Durakta minibüs beklerken genç bir çift geldi. Onlar da Ildır a gidiyorlarmış. Ildır girişinde bir çay bahçesi işletiyorlarmış.
     Minibüs Ilıca dan dönerek sitelerin arasından Ildır a gidiyor. Çeşme Ilıca daki otellerin çirkinliği uzaktan bile insanın midesini bulandırmaya yetiyor.
   Ildır a 500 metre kala gençlerin işlettiği çay bahçesinin önünde minibüsten indik. Çay bahçesinin yanında bir dere akıyor. Doğal güzelliği bozan derenin sol tarafındaki otelden gelen animatörlerin çığrış ve haykırışları olmasa ….
   Biraz oturup bir bira içtikten sonra köye doğru yürümeye başladım. Şapkamı yanıma almayı unutmuşum. Güneş tam tepemde.

                                           Soğuk bir bira sıcak bir İzmir gününde çok hoş oluyor
                                       








Köy meydanında Rumlardan kalma bir çeşme. Maalesef kitabesi rumca olduğundan  kireç ile boyanmış. ÇOOK ÜZGÜNÜM 


              
                    

   Ildır ın adının aslında Ildırı olduğunu köyün girişindeki tabelayı gördüğümde öğrenmiş oldum. Şirin bir köy. Tüm köy sit alanı. Bu nedenle köy dışında yeni yerleşim yerleri planlanıyormuş. Barınağa doğru ilerledim. Daha sonraki yıllarda (programıma göre 2014) denizden Devekuşu ile geleceğim yerleri en azından karadan görerek fikir edinmeye çalışıyorum. Barınak civarında Nusret Amca ile karşılaştık. Köy kahvesinde sohbetimize çay eşliğinde devam ettik.

                                      
                                                     Nusret abiyle yapılan muhteşem sohbet
                                                     ter benim her zaman her yerimden akıyor



   Dönüş için Minibüse bindim. Minibüs Urla dan sonra otobana girerek yoluna devam etti. Güzelbahçe de ineceğimi şöföre önceden hatırlatmam lazımmış. Yapacak bir şey yoktu. İzmir e kadar gitmiş oldum. İzmir den tekrar bir minibüse binerek Güzelbahçe barınağına döndüm. Hava çok sıcak. Teknenenin içindeki termometre 40.8 ‘C
   Barınak çay ocağında ağaçların altına oturarak günü geçirdim.








0 yorum:

Ve Nihayet İZMİR



13 Temmuz Cuma
   Sabah 5:00 te uyandım. Henüz gün ışımamış. Balıkçı tekneleri teker teker motorlarını çalıştırıyorlar. Pat pat pat. Motorunu çalıştıran tekne o günkü kısmetini aramak için barınaktan çıkarak denize açılıyorlar.
 Rasgele.
   Kahvemi yaptım. Tansiyon ilacımı aldıktan sonra ben de motorumu çalıştırdım. Baş ipimi çözdükten sonra tutmayan 2 kg lık demirimi kolayca aldım. Bu demiri çözerek yeni 6 kg lık demirimi bağladım. Önce radansayla bağlamayı düşündüm ancak nasılsa en fazla bir veya iki durağım kalmıştı. İpi demire ızbarço bağlayarak oturağın altına yerleştirdim. Ben barınaktan çıkarken bir balıkçı teknesi içeri giriyordu.
   Dip otluk. Sığlıklara takılmamak için biraz açığa çıktım.

                                        

                                        

         Güneş kendini göstermeye başladı. Birkaç dakika sonra da kıpkırmızı bir güneş yükseliyordu.


   Uzun ada ile burnun arasındaki fenere doğru ilerliyorum. Deniz çarşaf gibi. Burnu döndükten sonra sancağımda Menteş olacak.







                                                                      Menteş



Bu günün ilk hayal kırıklığı Menteş teki beton yığınları. Bugün yelken yok, yolu tamamen motorla gideceğim. İzmir e vardığımda motoru Damla Marin e yollayarak tam anlamıyla bir bakım yapacağız. Depodaki benzini dökmek zorunda kalabiliriz hiç olmazsa sarf ederek daha az yakıt kaybı yaşayayım. Depodaki yakıt İzmir e ulaşmama yeter.
   İskelemde Özkan Gülkaynak ın kitabına koyduğu resimlerden hatırladığım adalar var. Sancağımda Çeşme altı . Çeşme altı bugünün ikinci büyük hayal kırıklığı oldu. Ben bahçeli , tek veya iki katlı ağaçlar içinde bir yerleşim yeri beklerken karşıma çıkan manzara kıyılarımızın ne kadar bozulduğunu haykırıyordu.


                                             Karantina adasının arka tarafı ve Palmiyeler



Bu arada Urla da barınağın çok kalabalık olduğu ve 5 metre tekne için ayda 600 Tl istendiği haberi de Urla ya uğramadan devam ederek , hazır Güzelbahçe de bulunmuş yere doğru yöneltti.
   Urla yı bordaladığımda karşımda karantina adası nı gördüm. İzmir körfezinin fotokopi haritasına baktığımda karayla arasında   bir köprü mü yoksa bir sığlık mı olduğu anlaşılmıyor. Fotokopi haritam beş adet A4 ten oluşuyor ve Foça dan bu yana katlana katlana yıprandı. İlerlediğimde Karantina adası ile kara arasında bir köprü olduğu belirginleşti.
   Dümeni iskeleye kırarak adanın arkasına dolaştım. Adanın arka tarafı ağaçlık. Sıra  sıra palmiye ağaçları. Karşımda haritadan sivritepe olduğunu tahmin ettiğim yükselti görünüyor. Gene haritadan Güzelbahçe limanının ilerde olduğunu anlıyorum. İki barınak görünüyor . Ama hangisi birinci, hangisi ikinci liman.




   Karantina adasının kuytusunda onlarca balıkçı teknesi var. Çapari yapıyorlar. Denizde rastladığım teknelere yol sormaya alışıkım nasılolsa. Balıkçı teknelerinden birine yaklaşarak adres sordum. Aşağı ilerle bir kule göreceksin orası dediler. Bu kule de Sivrice de gördüğüm kulelerden olsa gerek.Kuleyi gördüğümde liman girişini de gördüm. Limanda boş bir yere bağlanarak barınak sorumlusu Galip bey i sordum. Galip bey ve 3 kişi oturmuş sohpet ediyorlar. Tekirdağ dan geldiğimi ve kendisine geleceğimin bildirildiğini söyledim. Haberi yokmuş.
    Galip Bey ile Barbaros Beyi telefon la görüştürdüm. Bu arada beraber sohbet edenlerden İsmet Bey konuyu hatırladığını ancak benim Gülpınar dan geleceğim söylendiği için Tekirdağ dan gelecek kimseyi beklemiyorlarmış.Neticede konu aydınlandı. Bana yer gösterdiler. Liman ağzına yakın bir yerde denize çakılmış iki demir parçasına bağlandım.

                                                  Güzelbahçe de Bağlandığım yer

                                        


Burada iki ay kalmayı planlıyorum. İki ayın sonunda Devekuşu nu burada yüzer halde bulabilmek imkansıza benziyor.
   Bu mevsim de dönüşe geçmek kuzeyli rüzgarlar hakim olduğundan neredeyse tamamen motorla dönmem demek. Ciddi bir yakıt sarfiyatı sözkonusu olacak. Şimdi İstanbul a gidip Eylül ayında tekrar İzmir e gelmek ve geri dönüşü sonbaharda yapmak mantıklı olan ve benim planım da bu şekilde ama, Devekuşu bağlı olduğu yerde ne kadar güvende olur bilemiyorum. Benim Eylül ayına kadar İzmir de kalmam demek motorla dönmekten daha büyük bir harcamayı beklerken yapmam demek olacak. Buna da emekli maaşım elvermiyor.
   Cem abi ile mevsimsel hava koşullarını tekrar gözden geçirdik. Olması gereken sonbaharda yukarı çıkmak ama diğer şartları düşündükçe canım sıkılıyor.
    Diğer bir yol da Devekuşu nu karadan Marmara da bir yere götürüp oradan geziye devam etmek. Bu nokta Çanakkale olabilir mesela.
    Devekuşu nun motor sponsoru Damla Marin i arayarak İzmire geldiğim haberini verdim. Mehmet Bey arayarak nerede olduğumu sordu. Güzelbahçe Ziraat bankasının önünde Mehmet bey ile buluştuktan sonra Devekuşu nun bağlı olduğu yere bereberce geldik.
    Konuşmamız sırasında Devekuşu nu karadan Marmara ya götürme fikrimden bahsettim. Maliyetler açısından ve Devekuşu nun bağlı olduğu yeri de gördükten sonra bu fikrin doğru olduğunu Mehmet Bey de onayladı. Marmara da bir yere gidilecekse Tekirdağ a götürmek daha makul olabilirdi. Tekrar bakımlarını yaparak Marmara denizinde geziye kaldığım yerden Eylül ayında devam edebilirim. Şimdi önemli olan nakliye firmalarından alınacak taşıma fiyatları. Gelen fiyatlara göre Tekirdağ mı yoksa Çanakkale civarında bir yer mi?
    İlk gelen fiyat İzmir den Tekirdağ a 1100 Tl+kdv . Bana çok geldi.Atma çekme harcamalarıyla beraber 1500 Tl yi bulacak. Gerçi iki ay burada kalsam en az 2000 Tl harcayacağım. Devekuşu ile denizden Marmara ya gitmek en iyi ihtimalle bir ayımı alacak çünkü hava koşulları durmadan gitmeme müsaade etmeyecek. Bu şeklide de  yakıt hariç 1000 tl gibi bir masraf söz konusu. Yakıtı pek dert etmiyorum. Yakıt desteği veren Erol Akçam bu konuda hiçbir şeyi dert etmememi her seferinde söylüyor. Karar bana kaldı. Tabi birde nakliyeciden gelen fiyata.
    Bu arada motoru bakım için Damla Marin e götürdük. Motoru sökerken dümen palasını da söktüğümüzde palanın aldığı şekli görünce özellikle Foça dan sonra yaşadığım dümen dinlememe sıkıntısının nedenini de anlamış oldum. 

                                                     Eğrilmiş olan dümen palam


    Akşama kadar barınak çay ocağında oturarak vakit geçirdim. Eğer karadan gideceksem armayı sökmem gerekecek. Limanın yanında duş alabilme imkanım var. Duşu mu aldım. Rahatladım. Barbaros Bey telefon ederek nerede olduğumu sordu. Telefon ile defalarca görüşmüştük ama yüz yüze tanışmamıştık henüz. İş çıkışı uğrayacağını söyledi.
    Barbaros Bey geldiğinde teknedeydim. Devekuşu baştankara bağlı olduğu için havuzluğa geçme sıkıntısını Barbaros Beyde yaşadı. Daha sonra Güzelbahçe den ayrılarak  beraber Urlaya gittik.
    Urla nın girişinde arkeolojik bir kazı yapılıyor. Burada 6000 yıllık bir zeytinyağı fabrikası kalıntısı bulunmuş. Urla limanını gezdikten sonra şirin bir kafeteryada karşımızdaki karantina adasını seyrederek havanın kararmasını izledik.




                                        
                                             Urla girişindeki kazı alanı 6000 yıllık zeytinyağı tesisi
                                                                               Urla

                                                        Barbaros Yalçın ve ben

Gece 23 te Güzelbahçe ye döndüm. Teknenin içi hala sıcak. Yanımdaki teknelerdeki balıkçılar takım hazırlıyorlar. Tüm balıkçılar Tekirdağ dan bu ya tam bir ağız birliği içinde denizde balık kalmadığından şikayetçi. Kaporta kapağı açık yattım uyudum.

    14 Temmuz Cumartesi
   Sabah gün ışımadan balıkçı motorları çalıştı. Pat-pat-pat……
Biraz daha uyumak istiyorum. Teknenin içi ısınmış bile herhalde saat 10 oldu diye düşünürken saate baktım , daha saat 7:00. yandık.
   Saat 9: gibi Mehmet Ada  geldi. Salı günü Tekirdağ a gidecek bir kamyon varmış. 750 Tl+ kdv ye nakliye işini halledebileceğimizi söylediğinde şaşırmadım desem yalan olur. Gelen tekliflerin yarısı.
   Bence uygun du. Nakliyeciye kabul ettiğimizi haber verdik. Salı günü için hazırlıklarımı tamamlamam lazım. Arma yı sökme ve tekneyi sudan almak için vinç ayarlama işleri var. Önümde de 3 gün var. Galip Bey vinç işini kolayca ayarlanabileceğini söyledi. Sadece kamyonun geliş saatini kesin öğrenmememiz lazım. Üzerimden bir yük kalktı gibi.
     Koca gün burada oturup ne yapacağım. Gelmişken bir yerleri göreyim. En azından bugün Ildır a gidebilirim. Mehmet Bey beni Urlaya Ildır minibüslerinin geçtiği kavşağa kadar bıraktı.

0 yorum: